AFYON'DA İNGİLİZ İŞGALİ
23. Fırka Kumandanı Ömer Lütfi Bey tarifi imkansız bir sıkıntının pençesi altında ezildiğini hissediyordu.Alnında biriken terleri durmadan mendiliyle siliyor,sigarasını arkası arkasına tazeliyordu.Dağlarda ve köylerde aradığı nihayet bayatın eğerli dağında çembere aldığı muharebeden vazgeçtiği Arif Bey işte karşısında oturuyordu.Hem de kendi karargahının içinde kendi odasında.Bu kadar yıllık askerli hayatında hiç bu kadar kararsız bir hale düşmemişti.Bir taraftan Arif Bey hakkında yukarıdan gelen “Derhal derdest edilerek İzmire gönderilmesi” talimatı,diğer taraftan Afyon Belediye Reisi Halil Ağa ya vermiş olduğu söz.Evet bu sözü verirken vicdanının sesini dinleyerek vermişti.
Arif Bey’in gerek İzmir de gerekse Seyitgazideki hareketleri vatanperverane hareteklerdi.Bundan hiç şüphesi yoktu.Hatta Eğeli de çembere aldığında çatışma çıksaydı Arif Bey kendilerine çok zayiat verdirebilirdi.Çünkü kendilerinde top yoktu.Ellerindeki mavzerlerin kurşun mesafe tesirleri sınırlıydı.Arif Bey’in katırlara koşulu topu devamlı dağın doruğundaki kaleye çekerek kendilerine karşı kullanmaması ve Halil Ağa’yı Afyon dan getirmek suretiyle çatışmayı dolayısıyla çatışmayı önlemesi takdir edilecek bir olaydı.Sonra Halil Ağa kendi başına buyruk bir insan değildi.O Afyon Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin başı sayıldığı için Ankara dan aldığı talimatlar gereği hareket ediyordu.
Sigarasını arkası arkasına çekiyor karşısında kahvelerini höpürdete höpürdete içen Arif Bey le Halil Ağa ya tekrar tekrar bakıyor sonra başını masanın üstündeki kağıtlara eğiyordu.Kararsızlığın yüreğini bir mengene gibi sıkıştırdığını hissederek yüzünü kırırştırıyordu.Sessizliği Halil Ağa bozdu;
-Ömer Lütfi Bey sizin ne derece vatanperver bir ruh tyaşıdığınızı bilmeseydik buraya gelmezdik.Bizim cesaretimiz sizin bize eğerli dağında vermiş olduğunuz sözdür.Ömer Lütfi Bey;
-Halil Ağa ben hayatta bu işe gelinceye kadar hiç yanlış iş yapmadım.Arif Bey’in gayretlerinin arkasında vatanperverlik duygusunun yattığının farkındayım.Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Anadolunun bir çok yerlerindeki hareketlerin temelinde vatanımızın işgal edilmesinin verdiği ızdırap yatmaktadır.Bütün bunların farkındayım.Yalnız bizim en büyük kuvvetimiz birlik ve bütünlüğümüzdür.Aramıza tefrika ve ayrılık girerse gücümüz kuvvetimiz on paraya iner.Kuvvetimizi parçalamadan Padişahımız Ordumuz ve devletimizin etrafınfında bu tehlikeyi atlatmalıyız.Arif Bey söze karıştı;
-Ömer Lütfi Bey dedPadişahımızın eli kolu bağlı ortaya bir irade koyacak durumda değildir.Kemal Paşa’yı Samsıuna Padişahımız göndermiştir.Fakat bunu aşikarane söyleyememektedir.Bizim hareketimiz ayrılıkçı hareketi değildir.Biz bilakis milletin bütünlüğünü istiyoruz.Bizim hareketimiz bir ayrılıkçı hareket olsaydı Padişhımız desteklermiydi.Sadrazam Ali Rıza Paşa Mustafa Kemal Paşa’ya “Devam edin arkanızdayım” diye telgraf çekermiydi? Bu gün her zamankinden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardır.Vatanımızın ve Hilafetin kurtulmasının tek yolu Müdafa-i Hukukçuların yoludur.Müdafa-i Hukukçulara dahil olan Kumandanların içerisinde kimler yok.Milli harekete destek olan komutanları bir düşünün Eski Bahriye Bakanı Hüseyin Rauf Bey,15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa,20.Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa,3.Kolordu Komutanı Miralay Refet Bey,12.Kolordu Komutanı Miralay Selahattin Bey,17.Kolordu Komutanı Miralay Bekir Sami bey,Edirne Kolordu Komutanı Miralay Cafer Tayyar Bey,bu kadar büyük kuvvetleri ellerinde bulunduran Paşaların karşısında Damat Ferit Paşa kabinesinin dayanması mümkün değildir.Arif Bey bu arada sustu sigarasından birkaç kez çektikten sonra tekrar söze başladı.
-Ben İzmir de ne yapmışım,düşmana silahlı mukavemette bulunmuşum.Öldürmüşsem vatanımı işgal eden düşmanı öldürmüşüm.Seyitgazi de ne yapmışım? Askerlik şubesinin ellerinde bir kısım atıl silah ve cephanenin bir kısmını bize teslimini istedim.Orada bekletilen cephanenin İzmir gibi düşmanın eline geçmesinden korkuyor ve düşmana karşı cephe oluşturuyorduk.İkna olmadılar aramızda çatışma çıktı.Binbaşı Rasih Bey’i vurdular,emanet aldığım atımı vardular.Başara köyüne kadar çarpışarak çekildik.Bir tek jandarmanın vurulmaması için talimat verdim.Kimseye zarar vermedik.İşte bu hadiseler için arkadaşlarımla beraber idamımızı istiyorlar.Size bu talimatı verenler erkan-ı harp Fethi Bey’i,Şükrü bey’i süngüleyenler hakkında da tutuklama emri verebiliyorlarmı? Evet Arif Bey doğru söylüyordu.Zaten buna inandığı içindirki Halil Ağa ya söz vermiş,üstlerinden gelen yazıya “Buralarda Rastlanmamıştır” diye rapor göndermişti.Halil Ağa söze karıştı
-Ömer Lütfi Bey Arif Bey’in size gelmekte esas başka maksadı var.Onu evvela bana söyledi.Ben uygun gördüm.Şimdi size açıklayacak siz ne buyurursunuz hele bir dinleyin.Ömer Lütfi Bey,
- Buyrun Arif Bey anlatın sizi dinliyorum.
-Afyon da ahaliyi harekete geçirmek istiyorum.Burada bulunan İngiliz askerlerinin fazla bir ehemmiyeti yoktur.İngilizlerin bu kadar az bir güçle bizi esaret altında bulundurmalarını anlayabilmiş değilim.Eğer biz ahaliyi harekete geçirebilirsek,bunların Afyon da tutunabilmeleri mümkün değildir.Ömer Lütfi Bey;
-Arif bey bütün askeri müstevliler karşısındaki düşman ordularından çokkendilerine düşman olan halktan korkarlar.Burada da halktan korktukları için halkın arasına hiç çıkmazlar.Bunu bende düşünüyorum.Yalnız çok silahları ve mühimmatları var.Bizim elimizde bulunmayan topları ve mitralyozları var.Bir de biz de harekete geçecek ahali nerede? Vatandaşın bir ipliğini çeksen kırk yamalığı dökülecek.Bu günden yarına yiyecek ekmeği kalmamış.Harp umumi bir vampir gibi kanını emmiş,halk böyle de ordumuz böyle değimli. Arif Bey;
-Peki Ömer Lütfi Bey nedir bunun çaresi?Nasıl kurtulacağız bu esaretten.
-Bunun tek çaresi var siyasi bir mütareke Padişahımız ve Hükümet bu mevzuda boş durmuyor.Çare bulmak için müttefikler nezdinde çalışmalar yapıyorlar.
-Padişahımızın eli kolu bağlı.Milletimizin menfaatini gözetecek bir kararı düveli muazzama ya kabul ettirmeleri mümkün değildir.Ahali kendi istiklalini kendisi kurtaracaktır.
Evet doğru söylüyorsunuz milletin durumu işler acısıdır.Fakat şu hakikati unutmayalım.Bu millet istiklaline aşıktır.Ona kurtuluşu için ümit ışığı gösterip bir önderlik yapabilsek inanın Ömer Lütfi Bey aklımızın alamayacağı ölçüde kahramanlık gösterecektir.Yeterki onunla olalım ve onu kendimize inandıralım.Sonra zati aliniz işgalcilerin silahlarından bahsediyorsunuz.Söyledikleriniz doğrudur.Çok kuvvetli topları ve mitralyozları vardır.Fakat bir noktayıda hatırdan çıkarmamak lazım.Cephanesiz top ve tüfeğin bir işe yaramayacağı hakikatidir.
Halil Ağa söze karıştı.
-Cephanesiz ne demek Arif Bey,cephanelerini Afyon’un bir çok yerlerinde olduğu gibi belediye gazhanesine doldurdular.
-O cephanelerin ömrü bir tek kibrite bağlı Halil Ağa. Benim vatanımda,benim toprağımda beni öldürme için kullanacağı cephaneyi koruyamaz.Sonra Ömer Lütfi Bey’e dönerek.
-Zatialiniz mevkiiniz itibariyle elbette mesuliyet taşıyorsunuz.Sizden aleni yardım beklemiyoruz.Yalnız bizim yapacağmız harekete göz yummuş olmanız,müsamaha göstermiş olmanız bizim için yeterlidir.
-Nasıl bir hareket yapacaksınızki benden müsamaha bekliyordunuz?
-Yapmak istediğimiz hareket İngilizleri Afyon dan kaçırma hareketidir.
-Bunu nasıl yapacaksınız.
-Yakın bir zamanda Afyon da büyük bir gösteri yapmak istiyorum.
-Bu şartlar dahilinde elli kişiyi dahi bulabileceğinizi zannetmiyorum.
-Ömer Lütfi Bey beş bin kişiyi toplayıp yürüteceğime inancım var.
-Bunu yapabilirsen ben de seni şimdiden tebrik ederim.
-Ömer Lütfi Bey’in asık suratı değişmiş yerini tebessüm ve gülücükler almıştı.Daha sonra;
-Arif Bey ben de askerlerimin bir kısmını sivil giydirerek aranıza katabilirim.Bu söz üzerine Halil Ağa yerinden fırlayarak Ömer Lütfi Bey’in boynuna sarıldı.Arkasından Arif Bey’i de kucaklayarak yanaklarından öptü.Kabaran Milliyetçilik ve Vatanperverlik duyguları aradaki buzları eritmiş düşmanlık duygularını dostluğa çevirmişti.
-İkisi de bu durumdan son derece memnundular,önlerindeki en büyük engeli inanılmayacak bir rahatlıkla aşmışlardı.Şimdi sıra teşkilat kurmaya gelmişti.Beraberce doğru Belediye Binasına gittiler.Halil Ağa Afyon’un ileri gelenlerine haber gönderdi.Belediye de toplanmaları işgal kuvvetleri Komutanlığının dikkatini çekebilirdi.En iyisi Halil Ağa’nın bağ eviydi.Ertesi gün bir avuç Afyonlu Milliyetçiler bahçede toplandılar.Arif Bey’in miting yapma fikrini hepside beğenmişlerdi.”İngiliz Gavurunu” memleketten kovma düşüncesi zihinlerde kıvılcımlar çakmaya,gönülleri alev alev ateşlerin sarmasına sebep oluyordu.
Halil Ağa’nın bağ evi artık kendilerini Afyon’un kurtuluşuna adamış bir avuç idealistin mekanı olmuştu.Afyon’un içinden ve çevre köylerden “Çakır” ve “Erkmen” köylerinden Emirdağ’dan Şuhut’tan gelen gençler günden güne çoğalıyordu.Kimisi atıyla geliyor kimileri yaya olarak çalışmalara katılıyorlardı.Arif Bey bu gençleri Manga ve bölüklere ayırarak vazife taksimi yapıyor.Kaabiliyetli gençleri Çavuş ve Onbaşı rütbeleri vererek diğer gençlerin eğitimine görevlendiriyordu.Ayrıca at sahibi gençlerde bir araya gelerek süvari birliği kuruyorlardı.Böylelikle Kurtuluş savaşındaki “Karakeçili Alayı”nın temelleri atılmış oluyordu.Toplanan ikiyüz kadar gencin yiyecek ve içecek ihtiyaçları başta Halil Ağa olmak üzere Afyon’un zenginleri tarafından karşılanıyordu.Hayırsever zenginler adeta birbirleriyle yarış ediyorlardı.Yine bu vatansever halkın gayretleri ile emanet yedek elbiseler bulundu.İkiyüz gencin giydiği normal halk giysileri dışında birer takım efe,birer takım da kuva-yı milliye kalpaklı elbiseler temin edildi.Bu giysiler Satılmış Ağa’nın hanında muhafaza altına alındı.Gösteri günü geldiğinde atlı gençler önce kalpaklı şekilde,sonra efe elbisesiyle daha sonra da normal halk kıyafetiyle at üzerinde Hükümet meydanında yürüyüş yaptılar.İkiyüz atlı altıyüz atlı olarak görünüyordu. Buna dahil olan at arabası,öküz arabası,merkep ve kağnı’nın yanında yaya olarak kadın,çocuk genç yaşlı insanlar ellerinde yazılı “Memleketimden Defol” “Türk Esir Olmaz” gibi pankartlarla yürüyüş yapmaları İngiliz İşgal Kumandan ve zabitlerine korku ve endişe veriyordu.İşgalciler artık işin halka intikal ettiğini,halkın yüreğindeki bağımsızlık ateşinin alevlendiğini anlamışlardı.
İzzet Ulvi ve Nuri Tahsin’in çıkardıkları “Babalık” ve Müdafa-yı Hukukçuların “İkaz” gazetelerinde yazılan ateşli yazılar halkın heyecanını dahada artırıyordu.
Akşam olmuş miting sona ermişti.Ortalık sükuna ermiş gibi görünüyordu.Fakat Arif Bey boş durmuyordu.İngilizleri Afyon’dan kaçırabilmek için miting kafi değildi.Daha başka neler yapılabilirdi.Bunlara öyle bir darbe vurulmalıydıki korkularından arkalarına bile bakmadan defolup gitmeliydiler.Afyon da İngilizlere dost görünen Damat Ferit Paşanın emrinde çalışan Mutasarrıf Mahmut Mahir, Müdafaa-yı Hukukçular tarafından gizlice göz altında tutuluyordu. Cemiyet, tahrirat müdürü Alaattin Çelebi’yi görevlendirerek mutasarıfın hareketini kontrol altına almıştı. Milli direnişin alyehindeki bütün çalışmalar Cemiyete bildiriliyordu.Bu konuda en son olarak Damat Ferit Hükümetince Afyon mutasarıfı Mahmut Mahire gönderilen telgraf Mudafaa-yı Hukukçuların eline geçince artık mutasarrıfa ceza vermenin zamanının geldiğine karar verildi.Bir gece mutasarrıfın Mecidiye mahallesindeki evine baskın yaparak onu kaçırdılar.Ertesi gün Cemiyetin yayın organı olan ”İkaz” gazetesinde İstiğfari Zünun “Günahlarıma tövbe” başlığı altında mutasarrıfın bir yazısı yayınlandı.Yazıda bundan böyle Kuva-yı Milliye nin aleyhinde çalışmayacağına dair söz veriyordu.Aynı gece mutasarıfın cesedi İngiliz Karargahının yakınında bulundu.Arif bey ve arkadaşları olaydan bir gün sonra, gece geç vakit düşmanın en kuvvetli cephanesinin bulunduğu Belediye Gazhanesini basarak nöbetçileri öldürüp cephaneleri Erkmen köyüne kaçırdılar.Kaçıramadıklarını da ateşe verip yaktılar.Bütün bunlar köylü kıyafeti giymiş insanlar tarafından yapıldığı için İngilizler hadisenin halka intikal ettiğini, halkın ayaklandığını düşünerek paniğe kapılıyorlardı. Daha sonra düşmana ültimatom göndererek “Yirmi dört saat içinde Afyon’u terk etmesini” bildirdiler.Telaşa kapılan İngilizler yirmi dört saati beklemeden on iki saat içinde Afyon’u terk ettiler.Bu arada Ömer Lütfi Bey’in sivil giydirerek göstericilerin arasına gönderdiği askerlerin çok faydalı işler yaptığı da inkar edilemez bir gerçekti.
Tarih Tekerrurdan İbarettir.
Kaynak : İşgal ve Direniş 1919-1921
Muammer Kocabaş |